Otomotiv dünyasında, motorun gücü için dışarıdan alınan havayı yakıt ve kıvılcımle birleştirerek güç üretmesi kadar saf bir şey yok. Ancak yak ekonomisi ve emisyonların ham performans kadar önemli olduğu modern dünyada, büyük hacimli doğal emişli motorlar kullanımı giderek ortadan kalkan bir sanat haline geldi. V12 motorlu Aston Martin Valkyrie veya Ford Mustang GT gibi istisnalar olsa da, verimliliğinden ödün vermeden güç eklemenin en kolay ve maliyet etkin yolu genellikle zorlanmış emiş (forced induction) oluyor.
Zorlanmış emişin en yaygın türü turbodur. Arabanın egzozuyla çalışan turbo, bir türbini ve motora daha fazla hava çeken bir santrifüj kanatı çevirerek basınca ve daha fazla güce ulaşır. Turborlar üç silindirli küçük hatchbacklerden milyon dolarlık egzotik araçlara kadar her yerde karşımıza çıkar. Tarihsel olarak dezavantajları, turboların çalışmaya başlamadan önce motorun belirli bir devrin üzerine çıkması gerektiğinden ortaya çıkan turbo gecikmesidir.

Son yıllarda, yeni Porsche 911 Turbo S’ta bulunanlar gibi elektrikli turbolar sayesinde turbo gecikmesi sorunu büyük ölçüde çözüldü. Burada her turbonun üzerindeki küçük bir elektrik motoru, turboyu anında hıza getirerek turbo gecikmesini ortadan kaldırıyor. Ancak e-turbolar yaygınlaşmadan önce, birkaç otomotiv üreticisi şarjör ile turbonun birlikte kullanıldığı twin-charger sistemleri üretiyordu.


Bu iki yöntemi birlikte kullanmanın ardındaki mantık oldukça basit. Egzoz gazlarıyla çalışan bir turbodan farklı olarak, şarjörler genellikle krank milinin dönüşüyle çalışır. Şarjörlerin avantajı, turbo gecikmesinden muzdarip olmadan motora daha fazla hava pompalayabilmesidir; çünkü göz ardı edilecek bir basınç eşiği yoktur. Bu nedenle şarjör düşük devirlerde güç için kullanılabilirken, turboda belirli bir basınç eşiğine ulaşıp ateşlendiğinde devralır.
Twincharged (twincharger) motorla başlayan çok az araba oldu. Bunlar arasında Mercedes-AMG E 53, Lancia Delta S4, Skoda Fabia RS, Audi SQ7, Zenvo ST1 ve son olarak Kimera’nın EVO37 restomod’u sayılabilir. Turbor ile şarjörü birlikte kullanmak her iki dünyanın en iyisi gibi görünse de, belirgin dezavantajları var.
carscoops sitesinde yayımlanan habere göre, hem turbohem de şarjör kurmanın en dikkat çeken dezavantajı ağırlık, karmaşıklık ve maliyet ekmesidir. Tek başına çalışan bir turbo bile motor bölmesine intercooler, basınç boruları, özel emiş manifoldu ve kendisi gibi birkaç ekstra parça gerektirir. Şarjör için ise krank milinden çıkan ekstra bir kayışlı sistem ve genellikle motorun üstüne yerleştirilen şarjör gerekir. Bunların tümü maliyet ekler. Ayrıca artan karmaşıklık daha fazla arıza nokası anlamına gelir ve tamirlers zorlaşabilir.
Bu göz önünde bulunduruldığında, birkaç markanın twincharger’lı arabalar geliştirip üretmeye ciddi biçimde yatırım yapmasının az olması ve zorlanmış emiş eklemek isteyenlerin turboyla şarjör arasında bir seçim yapması gerektiği sürpris değil. İki yöntemi birden kullanmaya gerek olmayabiliyor.
