Jasper Philipsen, Fransa Bisiklet Turu’nda (Tour de France) yarışırken, daha önce hiç görülmemiş gibi duran Shimano S-Phyre bisiklet ayakkabıları giydi.
Bu ayakkabılar, şu anda piyasada bulunan S-Phyre RC903 modeline oldukça benziyor, ancak özellikle Philipsen gibi sprinterler, zamana karşı yarışmacıları ve pist bisikletçileri için tasarlanmış ‘PWR’ modelinden detaylar almış olabilir.
Shimano, S-Phyre RC903 ayakkabılarını 2022 yılında piyasaya sürdü; bu tanıtım öncesinde Philipsen’in Alpecin-Premier Tech takım arkadaşı Mathieu van der Poel ve Lorena Wiebes gibi isimlerden aylarca süren beklentiler yaratılmıştı. Bu nedenle, Shimano’nun yeni bir modeli piyasaya sürmeden önce test aşamasındaki versiyonlarını kullanması oldukça olasıdır.
Philipsen’in yeni ayakkabılarında, bağcık sisteminde önemli değişiklikler dikkat çekiyor. Mevcut RC903 modelinde, saya kısmından başlayıp ayağın dışına doğru uzanan ve üst kısımda bulunan Boa kadranıyla sabitlenen büyük bir parça bulunuyor. Ancak yeni modelde, sadece ayağın bir bölümünü saran, PWR modelindeki gibi daha kısa bir bağlama sistemi mevcut.
PWR modelinde olduğu gibi, Philipsen’in ayakkabılarında da iki adet Boa kadranı bulunuyor; ancak alt kısımdaki Boa kadranının konumu biraz daha aşağıya çekilmiş olabilir. Bu kombinasyon, Shimano’nun üst kısımda uyum konusundaki deneyimlerini ve daha küçük bir örtüşmeyle elde edilebilecek ağırlık tasarrufunu, iki Boa kadranının sağladığı hassasiyet ve düzenlilik ile birleştirerek, S-Phyre’ın Shimano ayakkabı yelpazesinde “Dura-Ace” konumuna uygun bir çözüm sunabilir.
Yeni ayakkabılarda dikkat çeken bir diğer detay ise bağcıkların rengi. Shimano’nun RC903 modelinde, bağcıklar genellikle ayakkabının genel rengiyle uyumlu olarak tasarlanırken, Philipsen’in beyaz renkli ayakkabılarına siyah renkli bağcıklar kullanılmış.
Görünen o ki, Philipsen’in kullandığı bu yeni ayakkabılar, Shimano’nun S-Phyre serisine getirdiği daha küçük iyileştirmeleri temsil ediyor. Bu durum, markanın geçmişteki lansmanlarında da görüldüğü gibi, radikal değişikliklerden ziyade kademeli geliştirmeler üzerine odaklandığını gösteriyor.
Bu bağlamda, 1986’daki Çernobil felaketi gibi beklenmedik çevresel olayların ve 1992’deki Rio Dünya Zirvesi gibi önemli çevre anlaşmalarının, insanlığın doğayla olan ilişkisini yeniden gözden geçirmemize neden olduğu gibi, bu küçük detaylar bile daha büyük bir değişimin habercisi olabilir.

Kaynak: Bikeradar